|
SON DAKİKA
ALLAH’TAN TANRI’YA, TANRI’DAN RABBE!
Hasan Tülüceoğlu ayisigi328@hotmail.com
Cumhuriyet döneminin bu millete en büyük kültür hizmeti, Hasan Ali Yücel’in
Milli Eğitim Bakanlığı döneminde onun gayretleriyle Doğu ve Batı klasiklerinin Türkçeye
çevrilmesidir. Muhafazakar kesimde çok eleştirilse de Hasan Ali Yücel, eğitim ve kültür
çalışmalarıyla bu ülkeye büyük hizmetler yapmıştır. Köy Enstitüleri de bu güzel hizmetlerden
biridir.
Aynı zamanda dilde sadeleşme adına Türk diline farkında olunmadan zarar
verilmiştir. Sadeleşme furyasının hakim olduğu ortamda çevirisi yapılan Dünya Klasikleri,
bu sadeleşmeden yeterince nasibini almıştır. Ancak her şeye rağmen klasiklerin çevirisi
tarihimizde en büyük kültürel devrimdir.
Muhafazakar tabandan biri olarak bu klasikleri okuduğumda ilk dikkatimi çeken
Allah yerine kesinlikle Tanrı ifadesinin kullanılmasıydı. İlahiyat sonrası öğretmenliğimin ilk
yıllarında az bulunan taşra okul kütüphanelerinde bulabildiğim Doğu Klasiklerini okumaya
başladığımda buradaki Tanrı ifadeleri zihnimi çok tırmalamıştı. Batı klasikleri haydi neyse
Doğu klasiklerinden İslami bir eserde Müslüman olarak Allah diye isimlendirdiğimiz
Yaratıcının ısrarla Tanrı diye yazılması gerçekte biraz tezattı.
Cemaat ve cemaatler ortamında elbette ki Tanrı ismine tepki gösterilirdi. Tanrı’nın
adı Allah’tı ve O’na adıyla hitap edilmeliydi. Ama aynı zamanda Esma’ül-Hüsna adıyla
Yaratıcı’nın 99 ismi ezberlenmeye teşvik ediliyordu.
Hocaefendi’ye Tanrı isminin kullanılması sorulmuştu. Video kasetteki cevapta
Tanrı’nın her dinden insanın inandığı Allah adı olarak kullanıldığı, bizim inandığımız
Yaratıcı’nın adının Allah olduğu ve bunu kullanmamız gerektiği babında açıklama
yapılıyordu. Buradan Allah anlamında Tanrı dememin fazla bir sakıncası olmadığı yorumunu
çıkarmamış değildim.
Öğrenciliğimin bir yaz tatilinde, annemin teyzesi konumunda benim nine dediğim
komşumuz akrabamız yaşadığı dönemin sözlü kültür mirasını canlı olarak hafızasında
tutun nadir yaşlılardan Hürü Nine’nin genç kızlardan birine kızgınlığında “Tangırı canını
almaya” ifadesi aniden dikkatimi çekmişti. Çocukluk günlerimi hatırladığımda aynı ifadeyi
bu kadından ve kendi baba annemden defalarca duyduğumu hatırladım. Elbetteki İslam
öncesi Türkler, Allah’a ‘tengri’ adını veriyorlardı. Tengri yüzyıllar sonra Çukurova yöre
halkının ifadesiyle ‘tangırı’ halini almıştı. Hürü Ninem, “tangırı canını almaya”nın anlamını
bilmiyordu ama birinin densizlik yapması durumunda söylene gelen bir kalıplaşmış ifade
olarak kullanıyordu.
Sonra konuşmalarımda ve yazılarımda pek azda olsa Allah yerine Tanrı ifadesini
kullandım. Zira kitaplarda Allah’ı hep Tanrı diye okuyordum. Bu kadar okuma sonrası o
ifadeyi kullanmak elbette doğaldı. Ama tutucu dindar yönüm buna kesinlikle cevaz vermedi.
Biraz araştırınca, Orta Asya Öztürkçe mirasımız Tanrı’nın, gerek yazılı gerekse
sözlü edebiyatımız ile Anadolu halk dilinde yerine göre kullanıldığını fark edersiniz. Mesela
Süleyman Çelebi Peygamber Efendimizi anlatan mevlidinde 27 kez Tanrı ifadesini kullanır.
Keza Osmanlı dönemi birçok eserde Tanrı kelimesinin kullanımına rastlarız. Halkın ve
özellikle muhafazakar kesimin Tanrı kelimesine karşıtlıkları, Türkçe ezan sonrası ortaya
çıkmıştır. Bu halk on beş yıl okutulsa da kesinlikle Türkçe ezanı kabullenmemiştir. Bu
kabullenmeme, burada Allah yerine kullanılan Tanrı kelimesine tepkiyi de beraberinde
getirmiştir.
İmdi buradan Elif Şafak’ın son romanı ‘İskender’e sözü getiriyorum. Elif Şafak,
cumhuriyet döneminden bu yana Türk elitlerin Allah yerine Tanrı ifadelerini kullanma
fenomenini aşmış; daha da ötesine giderek Hıristiyan vari Tanrı’ya isim vermeye başlamış.
Biz Tanrı’ya artık alıştık. Allah demezse Tanrı desin bu kabul. Ama sayın Şafak, dindar
kesimden de olsa hiçbir elitimizin yapmadığı yeni bir kullanım getiriyor son romanında: Rab!.
Rab, Tanrı’dan farklı olarak Kuran-ı Kerim ve Hadislerde kullanılır. Ancak, Allah
ismi yerine tekil olarak kesinlikle kullanılmaz. Kişiselleştirilerek kullanılır. Yani, Rabbim,
Rabbin, Rabbimiz, Rabbiniz, Ey Rabbim, Ey Rabbimiz gibi. Ne Kuran’da ne Hadislerde salt
Rab ifadesini göremezsiniz. Bu İncil’e has bir ifadedir. İncilin Türkçe çevirilerinde Tanrı
yerine Rab ifadesi kullanılmıştır. Hatta İncil çevirilerinin en karakteristik özelliğidir Rab
ifadesi.
İncil’deki bu kullanımın benzeri olarak İskender romanında şöyle kullanıyor Elif
Şakaf Rab ifadesini: “sen konuşacaksın, Rab dinleyecek.”, “…ona bir oğul ve muhakkak bir
oğul vermesi gerektiğini kendince anlatmış Rabbe.”, “Yaşamın tek kaynağı ve koruyucusu
olan Rabbe, O’nunla rekabete kalkışmadığını anlatmak zorundaydı.”, “Böyle konuşarak
günaha girdiğini bile bile Rabden bir alacağı olduğunu söylüyordu.”, “Rab bizi farklı
yollara gönderdiyse mutlaka bir sebebi vardır.”, “Rab ateşi suya, yanan korları solungaçlara
dönüştürmüş.”.
Türk-İslam geleneğinin gerek yazılı gerekse sözlü geleneğinde kesinlikle
kullanılmayan Hıristiyanlık meyli ve İncil’e özentiyi çağrıştıracak şekilde Rab ifadesini
kullanıyor Elif Şafak. Bu kullanım laik modern Cumhuriyet tarihinde de bir ilk.
Şayet inanıyorsak inandığımız Yaratıcıyı, Allah, Tanrı, Rab veya herhangi bir isimle
ifade edebiliriz. Ne var ki bunda? diye düşünenlere kültürleri hatta dinleri birbirinden ayıran
çok küçük nüanslar olduğunu hatırlatırız. Surlarda açılan küçük çatlaklar ve delikler nice
aşılmaz kalelerin fethedilmesini sonuç vermiştir.
Dini, manevi ve bunlarla şekillenen kültürel değerlerimizin nüans farkıyla korunması
gerektiğini hiç hatırdan çıkarmayalım.
Yükleniyor...
|
![]() |