Yaşam su gibi akıp gidiyor. Yaşamın asli unsurları olarak insanlar, bu yaşam sürecinde hayatın çekilmez yönlerini uygulayarak tarihe hep acılarla iz bırakıyorlar.

Hayatın evrelerini anlamlı kılmak, düzeyli ve yaşanabilir kılmak insanın elinde. Ya onurlu bir iz bırakarak barışa, kardeşliğe, dostluğa güç katacaksın. Ya da, kirletilmiş dünyanın birer figüranı olarak hiç var olmamış gibi yok olup gideceksin. 
Üç günlük dünyada, onurlu, dürüst, üretken birer yurttaş gibi yaşamak dururken, ahlaksal çöküntü içinde öylesine kirlenerek yaşamak niye!
Yaşamı ilkel düşüncelere, kırmızı çizgilere hapsetmenin insanlığa, barışa, huzura ne katkısı olabilir ki. Artık kendimize gelmeliyiz. Yaşamı yeniden yorumlamalıyız. Oynanan oyunların figüranı olmamalıyız.
Hiç düşündünüz mü, balkanlarda milyonlarca insan niye öldü… İran - Irak savaşının arkada bıraktığı milyonlarca ölü ve yıkımın yarattığı tahribatı hiç düşündünüz mü? Savaşın arkada bıraktığı dul kadınlar ve yetim çocukları hiç düşündünüz mü?. Saddam’ın kimyasal zehiriyle Halepçe’de yok olan çocuk, genç, yaşlı yoksul insanları düşündünüz mü?… 
Hatırlıyormusunuz, Ruanda da iki aşiretin birbirine kırdırılması sonucu, 700 bin insanın sokak çatışmalarında birbirlerini hunharca öldürmelerini. 
Afganistan’da, Kafkaslardaki doğal gaz uğruna bitmez tükenmez savaşın yarattığı acılar… Suriye’de ve Ortadoğu’da milyonları bulan yitik canlar, göçmen ve bir araya gelemeyecek halklar… Filistin’de dönüşümlü vizyona giren ve izlenme rekoru kıran filmin yarattığı travmalar…
Evet, Ortadoğu’da, balkanlarda, Afrika’da, Uzak Doğu da hep kan var. Avrupa kendi demokrasisini rahat işletsin, Amerika ve İngiltere ganimetlerle kendi halkını sustursun, Rusya gibi devletler rüşvetlerini alsın diye; Bir oyun ve oyunun içinde bitmeyen, sonu gelmeyen oyunlar. 
Saddam, Kaddafi, Enver Sedat, Beşar Esad, Sisi, Arap Emirlikleri gibi, halkından çok kendi hırs ve iktidarlarını düşünen liderlerin kendi ülkelerine verdiği zarar, tahribat ve milyonlarca yok olup giden yaşamlar.
Evet; Taliban, El Kaide, Işid, El Nusra ve uzantılarının İslam adına, İslam’a zarar vererek yarattıkları katliamlar bizleri biraz düşündürmeli. Musul’da, Kerkük’te, Rojava’da baş kesmeler. Kobani’de sivil halkın üzerine açılan ateşler ve yaşatılan katliamlar. Kutsal yerleri bombalamalar, halkların bir daha bir araya gelmemesi için kullanılan bu cahil günahkârların durumu bizleri düşündürmeli. 
Artık bilinmelidir ki, Birileri bu senaryoyu yazıyor, birileri yönetiyor, birileri oynuyor. Ve bu kirli senaryoya karşı durması gereken ve ezici çoğunluğa sahip halklar ise, maalesef birer figüran olarak kullanılıyor. 
Peki, bu işin sonu yokmu? 
Ne zamana dek sürecek bu cehalet?
Evet, bu acımasız zulüm ne zamana kadar sürecek… 
Taki insan, insan olana dek. 
Ne zamana dek? 
Evrensel insan genleri ön plana çıkana dek. Bu fani dünyada, barış denen, kardeşlik denen, dostluk denen, adil paylaşım denen duyguların gerçek anlamda yaşamımızda ifadesini bulana dek.
Bayramlar, hoşgörünün, barışın, dostluğun, sevgi ve saygının, birbirini anlamanın insanda yarattığı duygusal günlerdir. Bu duygusal günlerde öylesine değil, samimi ve ahlak ölçülerini zorlayarak bir yüzleşme ortamı yaratalım. 
Bu yüzleşme, insanı kutsayan, ahlaki değerleri ön planda tutan bir yüzleşme olsun. Kendimizi irade, ahlak ölçüsü, düzey ve duygularımızla yüzleşmeye zorlayalım. 
Zorlayalım ki, Ülkemizden de güç alan ve taban bulan Işid gibi katil örgütler, Musul’da, Kobanide zulüm yapmasın. Zorlayalım ki, ülkemizde insanlarımızı kimse birbirine kırdıramasın. Zorlayalım ki, radikal demokrasiyi ülkemizde inşaa ederek Ortadoğu halklarına örnek bir model yaratalım. 
Yoksa günü kurtarma naraları atarak, siyaseti alan kapma yarışı olarak görerek, adaleti, özgürlüğü, barışı, es geçerek bir yere varamayacağımız görüldü artık. 
Sapmaları, dogmaları, ilkel gururu bir tarafa bırakıp, demokratça, insanca, vicdani muhasebe yaparak bu topluma aydınlık bir gelecek yaratalım. Siyasi partiler, halkın sırtından geçinmeyi bırakıp kardeşliği, barışı, huzuru, kalkınmayı esas almalılar. 
Siyasi partiler, doğru temelde bir araya gelme, sorunların üstüne insani değerleri ölçü alarak gitme tercihini kullanmalılar. Yaşamı bayram tadında yeniden yorumlamak, Ortadoğu’da yaşanan katliamların, acıların, ilkel kavgaların neden sonuç ilişkisini somuta taşıyarak hareket etmeliler. 
Kırmızı çizgiler sübjektif bir bakış açısıdır. Kırmızı çizgiler, değişim ve dönüşümlere direnen statükoculuk ve gericiliktir. Bu statik düşünceden arınmak gerek. Ayrışmayı değil, birleşmeyi, birlikte üretmeyi, birlikte paylaşmayı, birlikte yaşamayı ve mutlu olmayı yaratmak esas olmalıdır.
Bayramlar bu insani duyguların öne çıktığı, hoşgörü ve medeni değerlerin hatırlandığı günlerdir. Bu günleri boşluk yaratmadan barışa, kalkınmaya, huzura dönüştürerek, diğer Ortadoğu halklarına örnek olalım.
Boşluk yaratırsak, birbirimizi anlayarak demokrasimizi güçlendiremezsek, kandan beslenen aç gözlü ucube devletler, IŞİD gibi eli kanlı canileri bu tarafa yönlendirerek başımıza bela açabilirler. 
Sömürücü devletler eliyle yazılan ve hazırlanan senaryonun birlikteliğimizi, demokratik özümüzü ve inançlarımızı ön plana çıkararak engelleyebiliriz.
Engellemek için, evet; önce kendimizle yüzleşmeliyiz. İnsani değerlerimizi hatırlayarak, kötülüklerden, kin ve nefret duygularımızdan arınarak yüzleşmeliyiz.
Yüzleşmeliyiz ki; Barışı, Demokrasiyi, Adaleti yakalayabilelim…
Bütün günlerin bayram tadında olması dileğiyle… 
BEDRETTİN GÜNDEŞ

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.